Heyecan Hayattır. Hareket Getirir.

değişim, yönetim 1 Comment »

Başbakanlık yatırım ve destek ajansı başkanı Alpaslan Korkmaz’ın konumunu dolduran bir iş adamı olduğunu yaptığı çalışmalarda görüyoruz. Inanıyorum ki biz özel sektör iş dünyasının yöneticilerinin Alpaslan Korkmaz’dan alması gereken önemli bir özellik var. Heyecanı ve heyecanını göstermekten çekinmeyen yapısı.

Birkaç sene önce bir konferansta Alpaslan Korkmazı dinlediğimde heyecanını yansıtan konuşması, hareketleri ve tarzı bizlere de “hadi kalkın birşeyler yapın” heyecanını kattı. Yaptığı işten bahsederken gözleri parlıyor ve siz oturduğunuz masadan bu parıltıyı görebiliyorsunuz. Türkiye’de yönetici anlayışına hakim algının “sakin, heyecanını sıkı kontrolde tutan, ağır adımlar atan” olduğu bir ortamda, Alpaslan Korkmaz kalıpların dışında duruabilmiş başarılı kişilerden.

Heyecanınızı ancak belli bir başarıyı kazandıktan sonra gösterebilmeniz mümkün elbette, ama yükselme aşamalarında “olgun’ oturaklı” algısı yaratmak daha etkili malesef. Katılmıyor olabilirsiniz, ama bu söylediklerimi kulak arkası etmek yerine, etrafınızdaki yöneticilerin davranışlarını bir gözlemleyin. Giyim tarzlarından, oturuş, kalkış, konuşma ve ses tonuna kadar bir benzerlik gösterirler. Sizin de uyum sağlamanız beklenir. Oyunun kuralı bu. Seçim her zaman sizin.

Yeditepe Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, eskiden başarılı yönetici tanımı şöyleymiş:

 “atılgan, konuşkan, kavgacı, baskın, rekabetçi, mantıklı, ayağını yere basan, kolay kolay etkilenmeyen”

Yeni yönetici tipinin özellikleriyse şöyle belirlenmiş:

 “zarif olmak, narin olmak, empati kurmak, dinleme yeteneğine sahip olmak”

Bu tanımlamaların ne kadar yeterli olduğu sorgulanabilir. Ancak her iki tanım içerisinde de heyecan’ın önemli bir özellik olarak görülmemesi üzücü. İşe yeni gelen elemandan “heyecanlı, hevesli” olması beklenir ki üretken olsun. Ancak yükseldikçe bu özelliğin geçerliliğini yitiriyor olması ve yerini durgunluğa bırakması çalışanlarını motive edemeyen yöneticilerden tutun da, statükoyu korumayı tercih eden anlayışların ve müşteriyi çileden çıkartan uygulamaların korunmasının da sebebidir.

Heyecan “mütevaziliği” de beraberinde taşır. Belki de pozisyon bize güç verdiğinden, bu gücü elde tutmak ve belirginleştirmek hoşumuza gidiyordur. En azından power distance index, Türkiye’nin böyle bir toplum olduğunu söylüyor.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Üst Düzey Yöneticiler İş Arıyor

iş görüşmesi, iş arama 10 Comments »

Sedat bey 14 yıldır aynı firmada İş Geliştirme Direktörü olarak çalışıyor. Başarılı, şirket içerisinde sevilen, saygın, performansı yüksek bir yönetici. Yıllar içerisinde bir iki ödül de almış. Başarısını taçlandıran bir dolu konu var iş hayatında.

Pelin hanım, 20 yıllık bir iş tecrübesine sahip. Şimdiye kadar iki şirket değiştirmiş. İşine ve çalışğı şirketlere bağlı olmakla bugüne kadar gurur duymuş bir yönetici. Başarılı, etkin, tuttuğunu koparan, alkış toplamaya alışkın bir kişi.

Bir gün bir bakıyorsunuz, ekonomiler tersine dönmüş, şirketler yeniden yapılanmaya gitmiş. Durum böyle olunca, şirket yönetimleri Sedat bey ve Pelin hanım gibi başarılı, işinde etkin ve üretken yöneticilerle yollarını ayırmaya karar verebiliyor. Türkiye’de dahil dünyanın her yerinde epeydir böyle bir durum söz konusu.

İş tecrübeniz ve yetkinliğiniz arttıkça aslında işler biraz daha zorlaşıyor. Üst düzey pozisyonların sayısı da diğer seviyelere göre her zaman daha kısıtlı olduğundan, az sayıda pozisyon için yarışan bir dolu üst düzey yönetici ortaya çıkmaya başlıyor. Diyebilirsiniz ki bu kişilerin networkleri zaten kuvvetlidir, iş bulmaları çok rahat ve hızlı olur. Durum hiç de öyle değil. Kısıtlı sayıda pozisyon için alabileceğiniz tek bir kişi var ve en iyisi olmanız gerekiyor. Zor olan, yıllarca, üst üste başarılar elde etmiş, performansı kanıtlanmış olan yöneticiler bir anda kendilerini tekrardan ‘ispat etmek’ ve ‘kanıtlamak’ zorunda kalması.

İş görüşmesi yapmaya alışık olmayan, sürekli işe alan pozisyonunda olan bu üst düzey yöneticiler yeni bir iş bulmak için nereden başlayacaklarında bocalayabiliyor. Networklerini haberdar etseler de, iş görüşmesi konusunda pratikleri olmadığından, görüşmelerde başarısız oluyorlar. Birkaç olumsuz görüşme arkasından da ümitsizlik baş göstermeye başlıyor.

Üst düzey yöneticilerin iş arama süreçlerinde başarısız olmasının iki temel sebebi var:

  • ilki sürekli başarılı olmaya alışş yöneticilerin kendilerini tekrardan karşısındaki kişilere ispat etme zorunluluğu, tecrübeli üst düzey yöneticiye ağır gelebiliyor. Duygusal boyutta bu değişime hazır olmadan yapılan iş görüşmeleri hüsranla sonuçlanıyor. 
  • İkincisi, yöneticilerin bulundukları pozisyonda ya da şirkette elde ettikleri rahatlığın büyüsüne kapılıyor olmaları. Bundan dolayı da kendi ortamları dışındaki fırsatları fark etmemeleri, fark etseler de değişim zor olacağından rahatlarını bozmamayı tercih etmeleri.

Peki, yeniden iş arama sürecine girmiş olan üst düzey yöneticiler iş bulma süreçlerini daha verimli tutmak için neler yapabilirler? Birkaç önerim şöyle:

1-     Sorulan soruları kişisel algılamamak: Potansiyel işveren size soru sorduğu zaman hakkınızda her şeyi biliyor olmasını ya da ne kadar başarılı olduğunuzu bilmesi gerektiği düşüncesini kafanızdan atın. Size düşen, kendinizi ve yaptıklarınızı en iyi şekilde anlatmaya çalışmak. Bu da kolay değil, çünkü 20 yıl boyunca kendinizi anlatmak zorunda kalmadıysanız, birdenbire hayatınızı, kişiliğinizi ve çalışmalarınızı kısa ve net olarak açıklamanız için zamana ihtiyacınız olacaktır. Bu zamanı kendinize verin. Gerekiyorsa, bu alanda uzman bir kişiden profesyonel destek alın.

2-     Ne fazla mütevazi ne de fazla övüngen olmak: Bazı üst düzey yöneticiler başarılarını öne çıkartmanın kendini fazla övmek olduğunu düşündüğünden, güçlü yanlarını göstermekte zorlanıyor. Bazıları da aşırı güven sergilediğinden, kan uyuşmazlığı yaşayabiliyor. Aradaki dengeyi bulmak sürekli pratik yapmaktan geçiyor. Maalesef, pratik yapmak da bu düzeydeki yöneticilere kimi zaman gereksiz bir çalışmaymış gibi geliyor. Oysa, kendi kendinize hızlı sesle yapacağınız bir iş görüşmesi pratiği, size tahmininizden fazla yardımcı olacaktır. Bu pratiklerde başarıyı getiren kendinizi anlatmakta hissedilir rahatlığı elde etmenizdir. Sizi tanıyan farklı bir iki profesyonel dosttan da sizi dinlemesini ve geri bildirim yapmasını rica ederseniz, konuşmanızda ve anlatımınızda göze çarpan konuları daha net yakalayabilirsiniz. Tanıdığınız, güvendiğiniz bu dostlarınızdan size iş arama sürecinizde mentorluk yapmaları iş görüşmelerinde kendinizi daha iyi yönetmenizi sağlar.

3-     Tercih etmediğiniz şirketlerle ilk görüşmeleri yapmak: İlk birkaç iş görüşmenizi çalışmayı pek de tercih etmeyeceğiniz şirketlerle yapmanız size avantaj sağlar. Hem tecrübe edinmiş olursunuz, hem de kendinizi istediğiniz şirketler ve pozisyonların görüşmeleri için hazırlamış olusunuz.

4-     Planlı hareket etmek hızdan daha önemli: Yeniden arayışa geçerken planlı adım atmak önemli. Her yere CV’nizi yollamaktansa, piyasada güven duyulan, itibar kazanmış 5-6 ‘executive recruitment’ şirketiyle çalışmayı denemeniz akıllıca olur. Bu şirketler hangileridir diye düşünüyorsanız, mutlaka çevrenizdeki profesyonellere sorun. Onların tavsiyelerine kulak verin.

5-     Kitap Okumak: Üst düzey yöneticilerin iş arama sürecindeki zorlukları ve çözüm önerilerini anlatan kitaplar var. Bunları mutlaka okuyun. Kendinizi hazırlamanıza faydası olacak.

6-     Korkuyu dizginlemek: Bazı yöneticiler yeni iş aramak zorunda olduklarının bilinmesinden hoşlanmıyorlar. Bu konuda genelde iki yöntemi denemeyi tercih edenler var. Size hangisi uyuyorsa onu kullanın. İlki, durumunuzdan kimseye bahsetmek zorunda değilsiniz. İstediğiniz kişilerle bu bilgiyi paylaşmakta serbestsiniz. İkinci yöntem, yeni iş arıyor olduğunuz konusunda ne kadar rahat hissederseniz, iş görüşmelerinizin o kadar kolay geçtiğini göreceksiniz. Bu zamanla kazanılabilecek bir rahatlık. Duygularınızı açmanız, hissettiklerinizle barışık olmanız, duygularınızı daha başarıyla yönlendirebilmenize imkan tanıyacaktır. Küçük adımlarla başlayarak ilerlemek korkularımızı unutmamıza, hedeflerimize odaklanmamıza yardımcı olur.

Son olarak kısa bir not iletmek isterim tüm profesyonellere: Her profesyonel kişi CV’sini yıl içerisinde belirli aralıklarla güncellemeli. İş değiştirme niyeti olmasa da, ara ara iş başvuruları yapıp, iş görüşmelerine gitmeli. Piyasayı koklamalı. Kim neler yapıyor, piyasada neler dönüyor öğrenmeli. İş görüşmelerinde adaydan neler bekleniyor, bu konuda kendi performansları nasıl test etmeli. Başarılı yöneticiler bilirler ki yetenekli çalışanlar her zaman fırsatları gören, arayan, fark eden ve kendi yönlerini çizmeyi tercih edenlerdir.  


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Hayat Bir Yolculuk

değişim, Psikoloji, iletişim, kadın 6 Comments »

Seoul’a bir iş gezisi için gittiğimde, şehri pek de tanımıyordum. Elime, okumaktan pek de anlamadığım haritayı alıp, yollara koyuldum. Zamanım fazla olmadığından, Marriott’a bavullarımı bırakıp, şehre attım kendimi.

Metro’ya geldiğimde hangi yöne gideceğimi bulmak için haritamı açtığımda, etrafımda nereden ve nasıl çıktıklarını anlamadığım bir dolu Koreli vardı.

‘Nereye gideceksiniz?’

Gideceğim yere rahatça ulaşabilmem için yardım etmeye çalışan Koreliler çok hoştu… Bir müddet sadece etrafımdaki insanlara bakarak güldüm. Size iyi bir deneyim yaşatmak isteyen bu insanlar biraz Türklere benziyordu. Hep bir ağızdan bana tarif veriyorlardı. İçlerinden biri gideceğim yere kadar gelmekte ısrarcı oldu.

‘Gerçekten gerek yok. Ben kendim gidebilirim.’

‘Hayır. Hayır. Ben sizi götürebilirim. Sorun değil.’

‘Anlıyorum ama önemli değil. Şehirlerde kaybolmaktan hoşlanırım. Pek zor bir tren sistemine de benzemiyor zaten.’

‘Lütfen, sizi durağınızda indirmek için yardımcı olmam sorun değil.’

15 dakikalık bir tren yolculuğu arkasında trenden indim ve Koreli yoluna devam etti. Metrodan çıktım ve nerede olduğumu anlamak için tekrardan haritayı açtım.

‘Merhaba. Yardım edeyim?’

Dediğimi dinleyeceğini tahmin etmediğimden, yardımcı olmasına izin verdim. Benimle bir müddet yürüdü.

’Akşam ne yapıyorsun?’

‘Emin değilim.’

‘Geleneksel Kore tatlarını denemek ister misin?’

‘Cazip bir teklif.’

‘Saat 7.30 da seni almaya gelirim.’

Yull, ince yapılı, siyah omuzlarına kadar saçları olan genç bir Koreliydi. Evli ve bir çocuklu genç çalışan annelerdendi. Hayatı büyük bir değişim içine girmişti. Çocuk için kariyerinden vazgeçmiş, kocasının onu aldatmasıyla devam eden süreçte hayatını tamamen sorgulamaya başlamıştı. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyordu.

‘Başka bir kadınla olan ilişkisini bildiğimi öğrendi.’

‘Aman Tanrım!’

‘Beni sevdiğini söylüyor. O kadının geçici bir heves olduğuna ikna ediyor beni.’

‘Sen ne düşünüyorsun?’

İkinci kadınlar her zaman geçici bir heves erkekler için. Bu kadının da öyle olduğuna eminim. Ama bu çektiğim acıyı dindirmeye yetmiyor. Kocamı seviyorum.’

‘Peki ya kariyerin?’

‘Çocuğum var. Onun da bir babaya ihtiyacı… Ailemi ayakta tutmak daha öncelikli.’

‘Ya kocanın aileyi ayakta tutmakta ki rolü? Ailesini ayakta tutmak için kariyerinden ödün vermek zorunda kalmamış. Üstelik başka bir kadınla seni aldatmayı da göze almış.’

Yull dinine bağlı, toplum baskısını da üzerinde fazlasıyla hisseden Koreli genç bir kadın. Eşinden ayrılmak toplumda değerini yitirmek gibiydi. Ailesi öncelikliydi ve tekrardan bir araya getirebileceğine inanıyordu.

‘Nasıl yapacaksın bunu?’

Aradan birkaç yıl geçti. Yull ve ailesi, eşinin işi dolayısıyla Silicon Valley’e taşındı. Yull düzenli olarak kiliseye gidiyor ve çocuğuna iyi bir aile hayatı sağlamak için her sabah kalktığında ona güç vermesi için Tanrıya yalvarıyordu.

‘Mutluyum burada.’

‘Mutluluk veren ne?’

‘Dua ediyorum her gün. Bu bana huzur veriyor. Çocuğumla istediğim gibi hayat yaşayabiliyorum. Üstelik kocamla ilişkimde düzeldi. Bizlerle vakit geçiriyor, bizi önemsiyor. Sevgime sevgiyle cevap veriyor. Benim için önemli olan da buydu.’

Hata yapmaktan korkmadan hayatta adım atabilmek, cesaret istiyor. Toplumla birlikte yaşamayı başarmak ama toplumun zincirlerine takılı kalmayacak kadar özgür olabilmek…

Hayatta karşımıza çıkan engelleri aşmak inanç ve güç gerektiriyor. Hata yapanları içimizden atmaktansa, istediğimiz gelecek uğruna fedakârlık yapmak büyük yürek istiyor.

Hayat, yaptığımız seçimlerden ibaret. Önceliklerimizin ne olduğunu biliyorsak, seçimlerimiz bazen daha da kolaylaşıyor. Artık herkes her şeyi aynı zamanda istiyor. Oysa hayat bazen istediklerimizi sırayla veriyor.

‘The Last Kiss’ isimli filmin bir sahnesindeyse şöyle bir diyalog geçiyordu: Evli bir adam, yeni çocuğu doğacak karısını aldatır. Kız babasının evine döner, kocası eşini geri alabilmek için dört döner. Adam, eşinin psikolog olan babasına sorar:

‘Karımı geri istiyorum. Hata yaptım, evet. Ama sen 30 yıllık evliliğinde hiçbir hata yapmadın mı? İstemeden bir kazaya kurban gitmedin mi?

Baba soğuk ve sert ifadeyle adama sessiz bir bakış atar. Babanın karısına hayatı boyunca sadık olan bir eş olduğunu fark ettiğinde, ne diyeceğini bilemez.

‘Ama ben kızınızı çok seviyorum.’

‘Bak evlat. Dünyada birbirini sevdiğini söyleyen bir dolu insan var. Yıllar içinde beni sevdiğim insandan ayırmaya çalışan, baştan çıkartmak için uğraşan bir dolu kadın tanıdım. Karımı sevdiğimi ben biliyorum. Ama evlendiğim kadının da hayatımın tek kadını olduğunu hissetmesi, benim nasıl davrandığımla ilgilidir.’

Nerede hata yapmamamız gerektiğini ve nerede hata yapma cesaretini göstermemiz gerektiğini ayırt edebilmek, hatalarımızın bize ögrettiklerinin daha güçlü gelecekler yaratmasına izin verebilmemiz dileğiyle…


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Davranış Bozuklukları

iş görüşmesi, iş arama, değişim, yönetim 53 Comments »

Yalanlarla dolu bir CV hazırlamak hiç de akıl karı değil. Okumadığınız bir okuldan diploma almış gibi yapmak, çalışmadığınız şirketlerde çalışş gibi göstermek… Bunlar insanın kendisine zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Adaylar bir dolu hatalar yapıyor olabilir, ama ya işverenlerin akıl almaz önyargılı hataları?

İşverenlerin, özellikle Insan Kaynakları bölümünde çalışanların ya da danışmanlık şirketlerinin de üzerlerine büyük sorumluluklar düşüyor. Özellikle işe alma işlemi deneyimsiz, tecrübesiz, yetkinliği olmayan kişilere bırakıldığında, danışmanlık şirketi sahibi olmak, iki test ve database’ini doldurmak için yapılan bir eylem olarak görüldüğünde işler karışıyor.

Vatan Bilgisayarın İK müdürü diyor ki adaylar “maaşlarını abartıyor”. Şirketler adaylara maaş bilgisi sorabilir ancak aday bu soruya cevap vermek zorunda değildir. Şirketler adaylara pozisyonlar için ayırdıkları maaş bütçesini söyler mi? Hayır, söylemez, çünkü pazarlıkta güç sahibi olmak ister. Sorma cesaretini gösterirseniz de zaten afallar, amatör tavırlar sergilerler. (Alanında profesyonel biriyseniz, bu tavrı göstermiyorsunuzdur). Öyleyse, adaylara “size muhtaç insanlar” gibi davranmayı bırakmak asıldır. Bunun çift taraflı bir seçim olduğunu farkedip, ona göre kendinizi yetiştirin. Eğer siz açıkça adaya bütçenizi söyleyemiyorsanız, adaydan da zorla bu bilgiyi talep etmeyin. Aldığınız cevapla yetinmek zorundasınız. Siz dürüst olursanız, karşınızdaki de dürüst olur. Hayat böyle işler. En fazla adaydan beklentisini öğrenebilirsiniz. Bu sorunun cevabını da iş görüşmesinin başında istediğinizden, cevap almamayı kabullenmelisiniz. İş ilanında yazan 3 satırlık iş tanımı ile kişiden maaş beklentisi almak, doğru işe doğru insan felsefesine aykırıdır. Bir düşünün bakalım.

HP IK Müdürü Adnan Erdoğmuş diyor ki “Ünvan bonkörlüğü” var. Kesinlikle katılıyorum bu söyleme. Suç adaylarda mı yoksa şirketlerde mi, peki? Bunu dönüp hepimiz kendimize soralım. Şirketler kendi organizasyonlarını oturtturamadığından, her yıl değişen ünvan sistemlerinden, krizlerde her işe bakabilecek eleman arandığından, çalışanların kariyerlerinin dalgalanmasına sebep olan bu yapılanmaların sorumlusu kimdir? Bir düşünelim. Ünvan boklörlüğü için Ülker’in Genel Müdürlerini saymanız yeterli! Her bölümden sorumlu bir genel müdür bulabilirsiniz! Hem de tek bir şirket içinde. Organizasyonel bir sorun olduğu düşüncesi yaratan bu tür ünvan bonkörlüğünü adaylara mal etmek ne derece doğru olur?

Adaylardan mülakatlarda ingilizce yeterlilik aranıyor, ancak, Türkiye’de profesyonel iş ingilizcesi ile konuşabilen ve yazabilen profesyonel sayısı belki %2’dir. Siz, işe alan yönetici olarak, bu %2’nin içinde misiniz? Değilseniz, karşınızdaki kişiye “CV’de yalan söylemiş” gözüyle bakmaktansa, bu kişi ingilizcesini geliştirebilme istek ve yetisine sahip mi?” bunu araştırmayı deneyin. Çünkü eğer %2’nin içindeyseniz, bunun ne derece önemli olduğunu bilirsiniz.

İnsaflı olalım. Adaylara profesyonel davranmayı öğrenelim. Sadece genel müdür görüşmelerinizde, “ünvanın getirdiği saygıyı” göstermektense, her bir adaya eş saygı göstermeyi ihmal etmeyelim. Kişi şirketinize uygun değilse, bu görüşme yaptığınız adayın yeteneğini başka hiç bir yerde gösteremeyeceği anlamına gelmez. Siz de koltuğunuza yapışmadığınız takdirde, bir gün siz de iş arayan pozisyonunda olacağınızı unutmayın. Nasıl saygı bekliyorsanız, aynısını adaylarınıza gösterin.

Şirketler işe alım politikalarının ne derece başarılı olduğunu ölçmek istiyorsa, yapılan başvurular arasından görüşmeye katılanların hepsinin gerbildirimini almayı denesin. Yüzde kaçi deneyiminden memnun olduğunu söyleyecek, bunu araştırsın. Yoksa, kaç kişiye red cevabı yolladığınızı ölçmekle ilerlemek zordur.

İnsaflı olalım. Özellikle yeni yeni iş dünyasına katılan arkadaşları mülakata alırken, kişisel egolarımızı kenara bırakma olgunluğunu gösterelim. Yeni gençlerin öğrenme süreçlerini cehennem azabına çevirmeyelim. Şirket çıkarlarını korumak objektif olmayı gerektirir. Tek kazananın şirket olmasını beklemek, şirketi zarara uğratır. Şirketinizin itibarını yükselten bir konumdasınız, bunu hatırlayın. Şirketinize artan değer katabilmek için adaylarla görüşmelere girerken, yalan yanlış bulma dedektifliği rolünü üstlenmekten vazgeçin. Adaylara “bu işi bilmiyorsun” edasıyla yaklaşmaktansa “bu işi ögrenebilecek yetenek ve istekte mi?” sorusuna cevap aramayı deneyelim.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Döngüyü Kırabilmek

değişim, girişimcilik, yönetim, eğitim 12 Comments »

Kimisini Amerika’nın büyüklüğü ve kaynaklarının bol olması çeker, kimisini Çin’in iş imkanları.  Kimisi Hindistan’a daha dingin bir hayata sahip olmak için gider, kimisi Afrika’ya insanlara yardım etmek için. Kimi İngiltere’de okumak, kimi Almanya’da dil öğrenmek için koyulur yollara. Farklı ülkelere gidiş sebepleri değişik olsa da, kişiden kişiye deneyimler farklılaşsa da ortak olan bir nokta var atılan her adımda: keşfetmek deniyor adına. 

İster yeni mezun olun, isterse deneyimli bir profesyonel, ister evli olun isterse çoluk çocuklu… Keşfetmek hepimizin içinde var. Kimimiz sürekli keşfediyor, kimimizse o ihtiyacı içinde uyutup yok ediyor. Diyorum ki, içinde bulunduğumuz dünyadan arada bir kafamızı kaldırmayı deneyelim; kendimizi yepyeni bir dünyanın içine atma cesaretini gösterip, hayatımıza yeni heyecanlar, görüşlerimize yeni perspektifler katalım. İnanıyorum ki, farklı hayatları tatmak, daha duyarlı nesillerin yetişmesine de neden olur.   

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki neredeyse yaptığımız şeylerin çoğu kariyerimizde daha da ileriye gitmek için sanki. Aldığımız dersler, okuduğumuz kitaplar, katıldığımız ortamlar… İnsan ruhuna iyi gelen her şey güzel tabii. Peki, sadece istediğiniz için, ucunda ki tek ödülün keşfetmek olması için hareket etmeyi denediniz mi hiç? Çoğumuz için zor değil mi? Ya ‘para nerde?’ soruları, ya ‘çoluk çocuk’ işleri, ya ‘çalışıyorum, kariyerimi bölemem’ naraları… Hep ama hep bir engel bulmayı beceririz! Korkularımız bedenimizden öyle bir yükseliyor ki bazen, hareket alanımızı daralttığımızı fark bile edemiyoruz.  Yeni insanlar, yeni ortamlar, yeni yaşamlar keşfetmek insana mutluluk veriyor.  Aklınızda kariyer olmadan hareket etmekse sanki kontrolden çıkıyormuş hissi yaratıyor. İş ortamından ayrılırsak iş bulamamaktan korkmak, iyi bir pozisyondayız diye yerimizi kaptırmaktan endişe etmek, daha iyisini bulamamaktan ürkmek, ekonomik kriz var diye gelecekten korkmak bizleri ne kadar hareketsiz hale getirebiliyor.  Hiç düşündünüz mü? 

Oysa, bildiğimiz işleri, tanıdık işyerlerini, rahat ettiğimiz dostları kısa bir süreliğine oldukları yerde bıraksak, kendimizi yepyeni bir hayata açsak kim bilir önümüze ne kadar çok beklenmedik fırsat çıkacak… Gittiğimiz yepyeni yerlerin havasını koklasak, yaşamlarına dahil olsak,  belki sadece dinlemek, gözlemlemek, keyif almak ve günü yaşamak için kendimize küçük bir kaçamak yapsak, kim bilir hangi tahmini mümkün olmayan imkanlar karşımızda baş gösterecek? Belki bugün ne istediğimizi bilmeden giriştiğimiz bu yolculuk bize hayattan ne istediğimizi bulmamıza yarayacak… Ama bunları yapmak için, konfor alanımızı terk etmek, bilinmeyene yolculuğa olumlu bakmak gerek. 

Pembe Candaner, Sabah gazetesindeki yazısında diyor ki, artık belirsizliklerle yaşamayı öğrenmeliyiz. Ben de diyorum ki, belirsizlik hayatın her anında, her köşesinde, her zaman saklı. Ekonomiler olmasın sizi belirsizliklerle yaşamaya alıştıran, kendi yaşam tarzınız, seçimleriniz, cesaretiniz olsun belirsizlikleri kucaklamanıza yardımcı olan.  

Aslında hepimiz hayatımızı nasıl şekillendirmek istediğimiz hakkında her gün bazı seçimler yapıyoruz. Seçim yapmakta değil, arada bir seçimlerimizi değiştirebilmekteyse zorlanıyoruz. Kaybetmekten öyle çok korkuyoruz ki, kaybetmemek için sürekli güvenli olanı tercih etmeyi benimsiyoruz. Ve sonra, çok sonra bir zaman geliyor, güvenli tercihler artık bizlerle öyle bütünleşmiş oluyor ki, ya ‘keşke’ diyoruz, ya artık başka bir hayat düşünemiyoruz ya da, ekonomiler alt üst olduğunda, bir panikle, sanki hayatımıza ilk defa belirsizlik girmişçesine korku dolu yaşantımıza biraz daha korku ekleyerek hayatımıza devam ediyoruz. 

Oysa, bir kez de olsa, zor olanı seçebilmek de gerek hayatta. 


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

İletişimin Değişen Yüzü: Sosyal Medya

liderlik, değişim, üniversite, iletişim, pazarlama 1 Comment »

3 Haziran Çarşamba günü saat 18.00-21.00 arası Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği BÜMED’de İletişimin Değişen Yüzü: Sosyal Medya konulu panel European Association of Communication Directors derneği tarafından düzenleniyor. Panele katılım ücretsiz. 

Pazarlama, İletişim, halkla ilişkiler, gazetecilik alanlarında çalışıyor ya da bu konularla ilgileniyorsanız, bu panele katılmalısınız. Neden mi?   Çünkü geleceğin liderleri bu yeni iletişim trendlerini sadece takip edebilenler değil aynı zamanda bu araçları aktif kullanabilenler. Panel, size en yeni iletişim trendlerinden, bu araçları nasıl kullanabileceğinize ve hatta basın bültenlerini sosyal medya formatına nasıl çevrilebileceğinize kadar kapsamlı bilgiler veriyor. Bunun yanı sıra iletişimin değişen yüzüyle birlikte ‘halkla ilişkiler’ yok oluyor mu sorgulanıyor. 

Panele konuşmacı olarak, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği Başkanı ve İnternet Medya Derneği Başkan Yardımcısı Fügen Toksü, kurumsal iletişim ve itibar yönetimi alanında çalışmalar yapan Salim Kadıbeşegil, Türkiye’nin ilk PR 2.0 ajans sahibi Murat Buyurgan ve Trend Danışmanı Özgür Alaz katılacak. Katılmak için turkey@eacd-online.eu adresine email atabilirsiniz.  Panel hakkında bilgi için: http://www.eacd-online.eu/_files/events/file_4a09504a7f5f6.pdf  Panel, Adler International Learning evsahipliğinde organize edilecek.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Geleceğin Meslekleri ve İş Modelleri

değişim, kariyer 4 Comments »

Kriz dönemlerine girdiğimizde hayatın aslında ne kadar da belirsiz olduğunu fark ediyoruz.  

Her şeyin yolunda gittiği dönemlerde sanki yarınımız daha belirgin durur. Böyle hissettiğimizden dolayı da akşam eve gittiğimizde uyumak daha bir rahattır. Ta ki hayatımızda bir şeyler bizi dürtmeye başlayana, kariyerimizde, yaşantımızda, akışımızda bir değişime ihtiyaç hissetmemize kadar. İşte o zaman içimiz kıpırdanmaya başlar.  Ne yapacağımızı, ne yöne gideceğimizi düşünmeye ve aramaya başlarız. Ne yapsak da bu anı daha iyi yaşasak? İstediğimiz geleceği yaratmak için ne yapmalıyız? Peki istediğimiz gelecek ne? Nasıl şekillendirebilirim bu geleceği? 

Gelecekte nelerin olabileceğini, dünyayı nasıl bir değişimin beklediğini öğrenmek için bu konuda uzman görüşlerini dinleyerek arayışımıza ışık tutabiliriz. Kariyerine yön vermek isteyenlerin ‘Geleceğin Meslekleri ve İş Modelleri’ hakkında bir fikir sahibi olması, kuşkusuz hem ufuk açıcı hem de motive edici olacaktır.   Öyleyse, Futuristler Derneği ile henüz tanışmadıysanız, tanışmanızın zamanı gelmiş!  

27 Mayıs 2009 Çarşamba günü saat 18.00-20.00 arası Futuristler Derneği ve Bahçeşehir Üniversitesi Futuristler Kulubü ortaklaşa bir seminer düzenliyorlar. Future Talks adı verilen bu sohbet Bahçeşehir Üniversitesi, Bahçeşehir kampüsü Büyük Konferans salonunda gerçekleşecek. Brightwell Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Futuristler Derneği Başkanı Alphan Manas ve Ünilever Müşteri Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Cem Tarık Yüksel şu sorularınıza ışık tutacak: ‘Hangi meslekler daha cazip olacak?’ ‘Bugünün işleri, sektörler, meslekler gelecekte nasıl dönüşecek?’ ‘Hangi alanlar daha çok kazandıracak?’ ‘Başarı şansı hangi alanlarda daha fazla?’ 

Katılım ücretsiz.  Ben de oradayım. Görüşmek, öğrenmek ve paylaşmak üzere.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Yaratıcılığı Körükleyen Çabanın Sürekliliğidir

yaratıcılık 15 Comments »

Hürriyet Daily News’da her Cuma Girişimcilik üzerine yazdığım yazılarımın yaratıcılık konulu olanlarında, yeteneği sürekli olarak kullanmanın gerekli olduğuna değindim.

Ayşe Arman’ın ünlü Fransız tasarımcı Phillipe Starcke ile yaptığı söyleşiyi okuyunca, yeteneğin nasıl başarıya döndüğü konusunda verebileceğim bir örnek daha bulduğuma sevindim. Lütfen sizlerde bu söyleşiyi okuyun.

Yaratıcılığı ortaya çıkartan faktörlerin başında, yaratıcı yeteneği inatçı bir süreklilikle kullanma geliyor. Sürekli çalışmak. Yeteneği pekiştirmek gibi birşey bu. İşleyen demir ışıldar sözü buradan geliyor olsa gerek. Bizler süslü püslü sözlerle yeteneği açıklamaya çalışırken, basit düşünmeyi becerebilenler, bunu çok daha kolay olarak anlatmışlar zamanında.

Yetenekli olduğunuzu düşünüyorsanız, yetenekli olduğunuz alanla ilgili çalışmayı sürekli tutun. Yani sabırla çalışmaya devam edin. Sabırlı olmak günümüzde çok zor. Yolladığımız bir emaile hemen cevap gelmediğinde telefonlara sarılıyoruz ve bir şekilde karşımızdaki insana ulaşmaya çalışıyoruz.  Böyle bir dünyadayız.  Nadir de olsa, bazı başarılar, bazı insanlara hızlı ve kolay geliyor olabilir. Benim okuduğum, gördüğüm, tanışğım kişiler ise hep bir çaba ve çalışma soucu başarıya ulaşş oluyorlar.  Bugün bizlere “kolay elde edilmiş” gibi gelen başarıların arkasında ise hep cesaret gerektiren çabalarla dolu geçmiş uzun yıllar yatıyor.

Starcke’a bakın bir. Gençliği, boş bir evin içerisinde yıllarca düşünerek geçiyor. Yoksulluk içinde yetişmiş ve kendi ifadesiyle hafif depresif geçen yılların hiç de kolay olmadığını anlatıyor. “Boş evin duvarları arasında hayatım düşünerek geçti. Gençliğim boyunca depresiftim…”. Bu günlerce, aylarca hatta yıllarca düşünmeyle geçen yıllar, ilerleyen dönemlerde başarılı tasarım çizgileri olarak karşımıza geliyor. 

Ayşe Arman’ın “hayatınızdaki dönüm noktası ne oldu?” sorusuna bakın Starcke nasıl cevap veriyor:

“Palavra bu dönüm noktaları filan. Yok öyle bir şey. Hep çalışmak lazım. Sonsuza kadar. “Bir şey oldu ve ben değiştim” gibi bir şey yok. Ben hep bu adamdım.”

Yeteneğinizi keşfetmeniz ve onu sürekli kullanmak için gereken çabayı, zor da olsa, gösterecek istikrara sahip olmanız dileğiyle…


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

“Kişisel Marka” olmak!

yaratıcılık, liderlik, pazarlama 19 Comments »

Yazar: Yasemin Sungur

Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artmaktadır. 

Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin yarattığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor. Markaların bile kişiye özel davranmasının söz konusu olduğu günümüzde kişisel marka çok önemlidir. Kişisel farklılıklar öne çıktıkça, kişinin başarı isteği ve azmi oldukça “kişisel marka” çalışmaları önemini artıracaktır. 

Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka. 

Son yıllara kadar marka kavramı yalnız iş dünyasında konuşulur, tartışılırdı. Günümüzde toplumsal hayatın her alanında bir marka olma çabası başladı. 

Marka olmak statü sağlıyor, yüksek ve istikrarlı kazanç anlamına geliyor. Seçilmek ve tercih edilmek anlamına geliyor. Kişisel marka olmak siyasette ve sivil toplum örgütlerinde de değerinizi artırıyor. Günümüzde her şey, ülkeler bile marka oluyor. Turizmde, dış ticarette başarılı ve dünya politikasında etkili olmanın yolunun ülkenin marka haline gelmesinden geçiyor. Sadece sanat, eğlence, politika ve iş dünyasında ki kişiler değil marka olmak isteyenler, birçok kişi kendi dünyalarında ve alanlarında “kişisel marka” olmak için çalışıyorlar.

Kişisel marka bugüne ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşır.

Kişisel Marka Nedir? 

Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve profesyonel yaşamınıza bunu aktarmayı başarmak diyebiliriz kısaca. Kişisel Marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine verdiği mesaj, yarattığı fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Öncelikle kendinizi ve özel farklılıklarınızı belirlemenize, sonra başarınızı bunlar üzerinden gerçekleştirmenizi sağlar. 

Markanız; yeteneklerinizin, değerlerinizin ve tutkularınızın ifadesi olur. Kişisel marka, kendinize biçtiğiniz değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlenizin kendinize biçtiğiniz değeri anlamasıdır.

Nasıl kişisel marka olunur?

Prensipleriniz marka değerlerini, karakteriniz marka kimliğini, görünüm ve imajınız logoyu, isminiz ise markanızı belirleyecek.

Yani her şey “SİZ” in sorumluluğunuzda. “SİZ”i, yani markanızı ortaya koymak için kullanacağınız, algılanmasını istediğiniz kişilik, marka kişiliğinizdir. İletişimin temel ilkesi olan 5N 1K’yı kişisel markanızı yaratırken bir pusula gibi kullanmalısınız. Markanızın öz değerleri, mesajı, kişiliği ve imajı sizin tanımını çok iyi bildiğiniz ve inandığınız “SİZ” olmalıdır.

“Kendimize odaklanmalı, sahip olduğumuz kaynaklarımız, içimizden çıkardığımız, geliştirdiğimiz özelliklerimiz ile güçlendirdiğimiz bir konumlandırma ile marka olmalıyız.”

Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak yeterli değil sadece. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları yönetmekten geçiyor.

Odaklanın.

Sadeleşin.

Görünür, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olun.

Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün. Şirketin adı, sizin adınız “Ben A.Ş.”

Kendinizi nerede görüyorsunuz?

Kendinizi nerede ve nasıl görmek istiyorsunuz?

Markanızı güçlendirmek için neler yapmanız gerekiyor?

Beş yıllık bir dönem için kendinize bir kariyer/pazarlama stratejisi hazırlayın ve olası bir yol haritası çizin. Kişisel SWOT analizinizi çıkartın. Benzersiz yanlarınızı ortaya çıkartın. Uzmanlık konunuzu seçin. Kendinize yatırım yapacağınız alanları belirleyin ve planlayın. Gelişmesi gereken bilgi, beceri ve yetenekleriniz için harekete geçin. Kişisel isteklerinizi (motivasyonunuzu) besleyen kaynağı keşfedin. Kişisel ürününüz nedir? Ve ürününüzü geliştirecek yaratıcı çözüm önerileriniz nedir? Toplumsal sorumluluk alanınız nedir?

Markalaşın. Satılan değil, alınan şey markanız olsun. Yaşamda başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi bir marka olarak kabul edin ve buna göre davranın.


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu

kariyer 2 Comments »

Profesyonellerin Kariyer Yolculuğu bölümünde bu ay Yasemin Sungur sizlerle olacak ve kişisel marka olmanın yollarını bizlerle paylaşacak.

Günümüzün önde gelen kariyer koçlarından Yasemin Sungur’u kendi ifadesiyle tanıtacak olursak:

“O bir hayalperest, sohbetçi, keşifçi, işine duygularını karıştırır. Proje üretir. İştigal konusu insan. Kelimelerin peşinde koşar. Bilgi, İletişim, Pazarlama, Marka, Yetenek, Eğitim, Değişim, Kariyer, Deneyim ve Paylaşım kelimelerine hayran; görünce dayanamaz. Yemek reçetelerini okumaya bayılır, yapmayı ve yemeyi de sever. İstanbul hayranı. Doğadan alır enerjisini ve örneklerini. Okur, yazar, fotoğraf çeker. Paylaşmak ister ve paylaşır. Hep öğrenci, öğrenmenin hiç bitmeyeceğini biliyor…Kendisi diyor ki; “Ömrüm hayallerimin peşinde koşmakla nihayet bulacak. En çok yapmak istediğim, en çok sevdiğim işle uğraşıyorum; öğreniyorum ve paylaşıyorum.”


Save to del.icio.us   Digg This!   Technorati Links   Stumble it!   reddit

Bookmark and Share